Depresyon Belirtileri


Bazen yataktan çıkmak gelmez içinizden, hergün olandan daha bir isteksizsinizdir, hatta en sevdiğiniz yemeği yemek bile keyif vermez size, uykularınız bölük pörçüktür… Bütün bunlar belki işinizi kaybettikten sonra ortaya çıkan hislerdir, belki sevgilinizden ayrıldıktan sonra, belki de çok sevdiğiniz bir insan öldüğünde ortaya çıkmışlardır. Bütün bu durumlara bakıldığında bir yitim, bir kayıp göze çarpmaktadır. “Depresyon, benliğin yitime gösterdiği tepkidir.” Bunun yanı sıra istenen nesnenin elde edilememesi, özlenen doyumun sağlanamamasının dadepresyona neden olduğuna inanılıyor. Yani yitim kadar elde edememe, ulaşamama ve doyumsuzluk da depresyonun nedenleri arasındadır. Depresyon (çökkünlük) her şeyden önce herkeste rastlanan bir duygu ve daha geniş kapsamda bir duygudurumdur. Psikiyatride özgül bir hastalığa, bazen de bir sendroma depresyon deniyor.



Peki nedir belirtileri depresyonun? Öncelikle DSM kriterlerine göre, deskriptif anlamda ele alalım bu belirtileri. Buna göre;

1. Hemen her gün, hemen hemen gün boyu süren depresif duygudurum.
2. Hemen her gün, gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı ya da bu etkinliklerin çoğuna karşı ilgide belirgin azalma ya da bunlardan eskisi kadar zevk alamıyor olma
3. Perhizde değilken önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımının olması.
4. Hemen her gün, imsomnia (uykusuzluk) ya da hipersomnia (aşırı uyku) olması.
5. Hemen her gün psikomotor ajitasyon ya da reterdasyon
6. Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik ya da enerji kaybının olması.
7. Hemen her gün, değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının olması.
8. Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık.
9. Yineleyen ölüm düşünceleri (sadece ölmekten korkmak olarak değil), özgül bir tasarı kurmaksızın yineleyen intihar etme düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar etmek üzere özgül bir tasarının olması.


Tüm bunların yanı sıra,yapılan bilimsel araştırmalar, genetik aktarımın da depresyonun ortaya çıkmasında etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Seratonini (mutluluk hormonu) kontrol eden “5-HTT” geninin daha etkin olduğu insanların depresyona daha az meyilli olduğu ortaya konmuştur.

Biraz daha değişik bir açıdan, dinamik psikoterapi açısından baktığımızda ise karşımıza 4 depresyon türü ortaya çıkmaktadır;

1. İçe Yansıtmalı Depresyon: Depresyonun özünde içe dönmüş saldırganlık vardır. Kişi yasını tutamadığı bir kayba dair saldırganlığını kendi içine yöneltir. Kendini kötüleyen, kendini eleştiren, kendini aşağılayan bir kara kara düşünme halidir. Aslında burada illa biri ölmüş, illa biri birini terk etmiş, bir ilişki bitmiş olmayabilir. Kişinin bir kendilik tasarımı sarsıntıya uğramış olabilir. Ya da belli bir değerlendirme, olumlanma, onaylanma, beslenme fantezisi kaybedilmiş olabilir. Örneğin bir kişi işte başarıyı elde ettiğimde onaylanacağım, sevileceğim, ailem beni destekleyecek diye düşünüyorsa ve bu başarıyı elde ettiğinde bu desteği ve onaylanmayı alamıyorsa bu fantezinin yıkılması, kaybolması söz konusudur. 

2. Çaresiz-Umutsuz Depresyon: Seligman’ın öğrenilmiş çaresizlik modeline çok benzer. Bu kendiliğin canlılığını yitirmesi gibidir. Bu yetişme aşamasında büyürken kendiliğin bir parçası gibi olmuştur. Yani büyürken insan güçsüzlük hissiyle büyür. Dışarıdaki olası durumları güvenilir ve düzenli bir şekilde kontrol edebileceklerine dair bir algı gelişmemiştir. O yüzden de içlerindeki büyürken gelişen etkinlik hissi bir şekilde zarar görmüştür. Eylemlilik hissi hasar görmüştür. Kontrol kaybı hissi vardır, kontrol edemeyeceğini hisseder. İç dünyasını aynı zamanda dış dünyayı kontrol edemeyeceğini hisseder.

3. Üçüncü depresyon türü anaklitik depresyon diye adlandırılır. Spitz’in araştırmalarından sonra bu isim verilmiştir bu depresyon türüne. Çalışma Birinci Dünya Savaşı ve ardından İkinci Dünya Savaşı sonrası yetimhanelerde kalan çocuklar üzerinde yapıldı. Bu çocukların yiyecek barınma gibi ihtiyaçları karşılansa da çocukların sağlıklı gelişemedikleri hatta bazılarının öldüğü gözlemlendi. Bunun sebebi de uyarılma eksikliği, çevreden duygusal anlamda beslenme eksikliği, destek ve ilgi eksikliğiydi. Bu çalışmalarda çocukların durumu anaklitik diye tanımlanmıştı. Aslında bu şu demek oluyor; çocuklar bu yoksunluk ve boşluk duygusunu o kadar derinden hissediyorlardı ki bu bir insanın bir organı, bir uzvu koptuğunda hissedeceği acıyla eşdeğer olarak somutlaştırılabiliyordu. Burada erken dönemde kaybedilen bakım veren kişinin yani annenin eksikliğinden, uyarılma, duygusal beslenme ve destek eksikliğinden kaynaklanan bir özlem ve boşluk vardır.

Masterson Terk Depresyonu Kuramı’nda bahsettiği “Terk Depresyonu”nu tanımlarken referans noktası Spitz’in tanımladığı anaklitik depresyon olmuştur. Terk depresyonunda kişinin hissettiklerine bakacak olursak;

1. Cinai Öfke
2. İntihara meyilli depresyon
3. Boşluk ve Hiçlik
4. Panik ve Kaygı
5. Utanç ve Suçluluk
6. Umutsuzluk ve Çaresizlik

Masterson bu saydıklarımıza “Mahşerin Altı Atlısı” ismini vermiştir. Bu duyguları hissetmek, bu duygularla başa çıkmak bir insan için o kadar zordur ki bunları hissetmemek için kişi bilinçdışı şekilde eyleme vurarak, bu hisleri uyuşturma, bu hisleri yok sayma yoluna gider (alkol, seks, alışveriş…)

4. Şizoid ya da Nihilist Depresyon: Bu depresyon türünde sadece içsel dünyanın boş olması değil dış dünyanın da boş olması söz konusudur. Yani içimde bir şey yok ama dışarıda da özlemini duyacağım bir şey yok hissi vardır. Okyanus vari bir umutsuzluk dediğimiz his bu. Kişinin iç dünyasında ve dış dünyada derin bir boşluk yaşadığı depresyon türüdür.
Yukarıda saydığım belki de karamsar bir tablo olarak yorumlanabilecek depresyon belirtileri ve özellikleri yanında depresyonun umut verici yanı tedavi edilebilir olmasıdır. Yalnız bununla ilgili olumsuz olan ise depresyon hastalarının çoğunun destek almayı düşünmemeleri ve bunun sonucunda da büyük acılar yaşamaları. Zira umutsuzluk, çaresizlik, boşluk, hiçlik gibi duygular kişiye büyük ızdırap verir ve baş etmesi gerçekten zor duygulardır. Kişinin durumuna göre ilaç tedavisi ve ilaç tedavisiyle birlikte konuşarak terapi, psikoterapi hastanın iyileşmesi yolunda önemli bir adım olabilir.
Bunun yanı sıra yaşam kalitenizi artırmak ve hayata daha sıkı bağlanmak için yapabilecekleriniz de var.

 Dengeli ve sağlıklı beslenmek (fast food beslenmeden olabildiğince uzak durmak, sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek, alkol, sigara ve asitli içeceklerden uzakdurma v.b.)
 Düzenli egzersiz yapmak. (Her gün yarım saat yürüyüş yapmak, yüzmek, bisiklete binmek v.b.)
 Nefes egzersizleri yapmak, düzgün nefes almayı öğrenmek önemlidir. Yoga ve meditasyon gibi yöntemler bunları uygulamanız açısından yardımcı olabilir.
 Size iyi hissettirecek sosyal aktiviteler yapın (sinema, tiyatro, dans vb.). hobilerinizle ilgilenin.
 Kendinizi yanlarında iyi hissettiğiniz dostlarınızla ve yakınlarınızla bir araya gelin.
 Uyku saatlerinizi düzenleyin. İhtiyacınız olan uykuyu mutlaka alın.


Beğendin mi? Paylaşmaya ne dersin :)