Anksiyete (Kaygı Bozukluğu)


Başarılı bir bağlama virtüözü bir dinleyici kitlesi önünde çalmaya başladığında birden parmaklarının kasılıp kaldığının farkına varır.
Sözlü sınava giren bir öğrenci birden hafızasının bomboş olduğunun ve söyleyecek kelime bulamadığının farkına varır.
Bir şirket yöneticisi yüzlerce kişinin önünde bir konuşma yapacakken kelimelerin dudaklarından çıkamadığını fark eder. 
Bir tıp öğrencisi katıldığı ilk ameliyatta kendinden geçip bayılıverir.
Bu aksiliklerin her biri, yaygın biçimde anksiyete (kaygı ve bunaltı hali) olarak nitelenen durumun özelliğidir. Akut anksiyetenin çelişkili niteliklerinden birisi, kişinin en çok korktuğu ya da nefret ettiği şeyin istemeyerek başına geliyor olmasıdır. Aslında, istenmeyen bir durumun gerçekleşeceği korkusu, söz konusu olayın gerçekleşme olasılığını güçlendirir gibi gözükmektedir.


Peki nedir anksiyete?

İki tür anksiyete vardır;

Normal Anksiyete ve Patolojik Anksiyete

bunları tanımlarsak;

  1. 1.Normal Anksiyete: Kişinin tehdit algılaması durumunda yaşadığı duygudur. Sebebi bellidir, tehlikenin ne olduğu bellidir. Örneğin şu an yer sarsılsa anksiyete hissederiz, panik ve korku yaşarız. Kapı açılsa içeri bir terörist girse anksiyete yaşarız. Bizim için önemli bir sınava girmeden önce yaşadığımız duygu anksiyetedir.
  2. 2.Patolojik Anksiyete: Afonkisyonel, zarar vericidir. Ortada hiçbir şey yokken ortaya çıkar.Bir dış uyaran olmadığı halde duyulan, kaynağı belirsiz ve daha çok içsel olan anksiyete çeşididir. Temel nedeni Freud’a göre (Dürtü-Çatışma Kuramı), ortaya çıkmaya çalışan, çıkış yolu arayan dürtülerimiz vardır. Bunlar iden gelir, bilinçdışı kaynaklıdır. Ego ve Süperego tarafından gerçekliğe, kendilik tasarımlarımıza, ahlakımıza, vicdanımıza… uymadığı için engellenir bu dürtüler. Bastırılmaya çalışılır. Bu bastırma sonucunda kişinin hissettiği duygu anksiyetedir. Kaynağı bilinçdışıdır, patolojiktir.

Dinamik anlamda Freud 4 çeşit anksiyete tanılamıştır:

  1. İmpulsif Anksiyete: Dürtüsel, bebeklik döneminin kalıntıları, kişinin dürtülerinin hayata geçirilmesi talebidir. Cinsellik ve saldırganlık dürtüleri, bu iki primitif duygu yukarı çıkmak ister. Oral dönemde (0-1 yaş arası) yaşadığı dürtüselliktir. Oral döneme ait duygular daha ileriki yıllarda impulsif anksiyete olarak karşımıza çıkar. Bir an önce bir şey yapma isteği, çok sinirlendiğin bir insana yumruğu kaldırıp vurma isteği, saf cinsel arzu ve istekler… Bir dürtü kabarıyor ama kişilik yapımızın gerçeklik kısmını oluşturan “ego” bu dürtüyü bastırıyor, durduruyor, gerçekliğe uygun bir şekilde boşaltılmasını sağlıyor. Bu ilkel istekler deşarj edilmezlerse oluşan anksiyete impulsif olarak dışa vurulur. Örneğin borderline hastaların çoğu impulsif anksiyete hisseder. Bir anda libidinal enerji çıkar, onu durduramaz, erteleyemez, geciktiremez. Ya cinsel ilişkiye girecek, ya alkol kullanacak, ya alışveriş çılgınlığı yapacak, ya süratli araba kullanacak… Bunun sebebi entegratif bir egoya sahip olmamalarından, egonun duygularını düzenleyecek kapasiteye sahip olmamasından kaynaklanır ve eyleme vururlar. Bu manada, kişinin hayatında özellikle ilk 5 yılda yaşayacağı optimal düzeyde kırılmalar ego kapasitesini, duygu düzenlemesini ve gerçeklik kısmını geliştirir. Dolayısıyla ego kapasitesi gelişmiş, duygularını düzenleyebilen bir insan ilkel dürtülerini bastırabilme ve uygun bir çıkış yolu bulma becerilerine sahip olurlar.
  2. Seperasyon (Ayrılık) Anksiyetesi: Anal Dönem (1-3 yaş arası) ile ilintili anksiyetedir. Bir kişi sevgi nesnesi ve objesinden ayrılma riski yaşarsa, bu kişinin anksiyete yaşamasına neden olur. Bunun primitif hali ayrılık anksiyetesidir. 1-3 yaş arasındaki anneden ayrışma bireyleşme sürecinde yaşadığı anksiyete türü seperasyon anksiyetesidir. Daha sonra anne yerine ikame ettiğimiz her şey , sevgili, eş, çocuk, araba, memleket, iş…, introjekte ettiğimiz, içe aldığımız her şey bizde bir hicran duygusuna neden olur. Eğer sağlıklı bir ayrışma bireyleşme dönemi yaşamışsa birey her ayrılıkta bir hüzün, hicran yaşar ancak yoluna devam eder, yeniliklere yelken açar. Ancak bu süreç sağlıklı bir şekilde tamamlanmamışsa sahip olduklarımızdan ayrılmak, iş değiştirmek, ev değiştirmek, araba değiştirmek… kısacası anne yerine ikame ettiğimiz ne varsa onlardan ayrılmak çok yoğun anksiyete yaratacaktır.
  3. Kastrasyon Anksiyetesi (İğdiş Edilme Korkusu) : Fallik Dönem (3-5 yaş arası) ile ilintili anksiyetedir. Çocuğun psikoseksüel gelişimiyle ilgili süreçte duyduğu korkuları içerir. Penisin baba tarafından kesilmesi korkusudur. Erkek çocuk, anneyi ele geçirmek için babayla mücadele etmelidir. Ama baba güçlüdür. Çocuk fantezisinde babayı öldürür ama bu sefer de baba tarafından kastre edileceği (cezalandırılacağı, penisinin kesileceği) korkusunu yaşar. Bu süreçler bilinçdışı süreçlerdir. Bu da ileriki yaşlarda , baba otoriteyi simgelediği için, her türlü otorite karşısında bireyin iç daralması yaşaması, çatışma ya da o kişilerden kaçınmasıyla sonuçlanır. Cinsel işlev bozuklukları, takıntıların ortaya çıkması… gibi çok çeşitli görünümleri vardır. Tabii ki bu söylenilenler, çocuğun özdeşim kuramadığı, cezalandırıcı bir baba figüründe geçerlidir. Sağlıklı bir baba figürü çocuğun bu dönemdeki korkularını ve dürtülerini en sağlıklı yoldan gerçek hayata adapte etmesinde ve bahsi geçen çatışmaları ve semptomları yaşamamasında çok önemlidir.
  4. Süperego Anksiyetesi: Ödipal dönemi aşmış, preburtal dönemdeki çocuğun gelişen süperegosunun baskısına bağlı hissedilen anksiyetedir. Bireydeki dürtü harekete geçip davranış gerçekleştiğinde , alınan hazzın bedeli olarak süperego kişiyi cezalandırır. Bu süperego vicdanımızdır, bu süperego anne-babamızın bize yüklediği toplumsal kurallardır, bu süperego dini değerlerimizdir… Örneğin toplumun onaylamadığını düşündüğü bir cinsel birliktelik yaşayan kişinin ereksiyon problemi yaşaması bu anksiyete türüne bir örnektir.

Sonuç olarak yaşanılan anksiyetenin ve ortaya çıkan semptomların (panik atak, fobiler, takıntılar…) çok çeşitli ve dinamik nedenleri olabilir. Çözüm için, yaşanılan anksiyetenin kişinin öznel dünyasında neyi ifade ettiği, hangi yaşam döneminde yaşadığı olayların, anne-baba ilişkilerinin, çevresel ilişkilerin sonucu olduğu tespit edilmeli ve derinlemesine çalışılmalıdır. Olayın kaynağı bulunmalıdır. Aksi takdirde semptomu tedavi etmek bataklığı kurutmak yerine sinekleri öldürmeye benzer ki bu sinekler yeniden ortaya çıkacaklardır!


Beğendin mi? Paylaşmaya ne dersin :)